loader image

Kaybolan Dostlar

Günümüzde insan manzaraları çok çeşitlilik arz ediyor. Sizi aldatanlar, yanıltanlar, hayal kırıklığına uğratanlar çok fazla oluyor. Kimin dost, kimin düşman olduğunu sezmekte, anlamakta çok zorlanıyorsunuz. Dost bildikleriniz zamanı gelince size çelme atmayı, arkanızdan vurmayı ve yüz üstü bırakmayı seçiyorlar! Böyle dostlardan Allah korusun bizi.

İşimiz gereği yüzlerce, binlerce insanla muhatap oluyoruz. Dostlarımız, arkadaşlarımız, can yoldaşlarımız da oluyor. Ama gördük ki; yıllar, zaman ve şartlar bunların hepsini umutsuz ve kırgın bırakıyor. Birbirinize selam vermekte bile zorlanıyorsunuz. Sizi bilmem; ama ben hayıflanıyorum, üzülüyorum, dostlarıma mahcup kalıyorum.

Böyle mi olmalıydı bizim dostluğumuz?

Bazen yapayalnız kalınca dönüp arkanıza bakıyorsunuz ki; heyhat, çaresiz, umutsuz ve dostsuz kalmışsınız. Hayat arkadaşım sık sık bunu yüzüme vuruyor: “Hani nerede, binlerce dostun, arkadaşın vardı ya senin?” diyor. Ben susuyorum cevap vermiyorum. Haklısın da demiyorum, korkarım ki, salacağımdan tutacak dostumun sayısı da üçü beşi geçmeyecek.

Deyin ki, yalnız mı kaldınız? “Hayır!” Deyin ki, dostlarınızdan, arkadaşlarınızdan bir tekme mi yediniz? “Hayır!” Ben dostlukları sıcak tutmaya çalışan bir insanım. Birileri bunu yanlış anlasa da kimseyi kırmadan, incitmeden herkesle dost-arkadaş kalmaktan yanayım. Bu benim hayat felsefemdir.

Allah sizi inandırsın ki, üç günlük geçici şu dünyada bana küs, düşman-kırgın bir tek insan olsun istemem. Herkese dost-arkadaş kalmayı hayat felsefesi yapmış bir insanım. Ama kırgınım, küskünüm ve dargınım. Ne yazık ki (ben istemesem) de düşmanlıklar, küskünlükler, kırgınlıklar var. Düşman sözcüğü çok ağır bir kelime; gücüme de gidiyor; ama böyle! Neden, niçin, hep onu düşünüyorum.

Günümüzün dostlukları menfaatler üzerine kurulu. Maddi menfaatler üzerine kurulmuş olan dostlukları, arkadaşlıkları hiç ama hiç sevmiyorum. Böyle dostluğu tasvip de etmiyorum. Dostluk-arkadaşlık adam gibi olmalı!

İnsansınız, toplum içinde yaşıyorsunuz. Karşılaştığınız, dostluk kurmaya çalıştığınız yüzlerce, belki de binlerce insan oluyor. Bunlar içinde kalıcı olanlar üçü-beşi geçmiyor. Maalesef diğer dostluklarınız küçük-basit nedenlerle ipleri kırıp gidiyorlar aranızdan.

Dostların bir kısmı da mekâna bağlı kalıyor. Taşınıyorsunuz bir çevreye yeni dostluklar ediniyorsunuz. Üç-beş derken yüzlerce dostunuz oluyor. Ağladığınızda ağlayan, güldüğünüzde sizinle birlikte gülen, yakınınızda çevrenizde var olan dostlarınız… Gün gelip de o çevreden ayrılınca, mekâna ve uzaklığa bağlı ipler kopuyor ve dostluklar bitiyor. İstemeseniz de o dostlarınız zihninizden silinmiş oluyor.

İstiyorsunuz ki dostluklarınız kalıcı olsun. Yüzlerce, binlerce dostunuz, arkadaşınız, kardeşiniz sizinle birlikte olsun. Sevincinizi, kederinizi birlikte paylaşıp mutluluğu birlikte yaşayasınız. İnsan hep böyle dostları özlüyor. Tabii ki, geriye dönüp arkanıza baktığınızda binlerce dostunuzu yanı başınızda görmek istiyorsunuz.

Ne yazık ki, bu manada dostluklar bitti. Küçük, basit menfaatler üzerine kurulu dostluklar kaldı. Önemli bir mevkiiniz var, sözünüz geçiyor; amir, müdür ya da yetkili sizsiniz; göstermelik dostlarınız artıkça artıyor. Herkes sizin çevrenizde sizin için ölmeye hazır yüzlerce, binlerce insan var zannediyorsunuz. Sahte dostlarım diyebileceğiniz bu insanlar çevrenizde fırıl fırıl dönüp kendini göstermeye çalışıyorlar. Ancak göreviniz bittiğinde, o makamdan uzaklaştığınızda bunların hiçbirisi yanınızda kalmıyor, çil yavrusu gibi dağılıverip gidiyorlar.

Bir siyaset adamısınız, sözünüz iktidarda geçiyor, ya da bir gün gelecek sözünüz geçerli olacak. Böyle insanların çevresinde de çok dostları olur(!) Siyasetin, iktidarda oluşunuzun gereği… Oğlu işe girecek, kızına iş bulacak, bir ihale alacak, çevresini yararlandıracak vs. kafalarında binlerce hesap vardır. Bu tür mevkide olan insanların da arkasında sahte dostluklar oluşuverir. Gün gelir siyasetiniz biter, hükümranlığınız dolar, suyu çekilmiş değirmene dönersiniz. Ne arayanınız, ne de soranınız kalır. Böyle dostluklar da beş para etmez. Sonuçta bu durumu öğrenince hayal kırıklığı yaşarsınız.

Bir grup dostlarımız daha vardır. Paranız var, zenginsiz, yedirmekten, içirmekten kaçınmazsınız. Bunu da çevrenizdekiler çok iyi bilir, dost halkanız arttıkça artar. Kesenizin ağzı açıldıkça dostlarınız, arkadaşlarınız koşarak gelirler. Siz de çok iyi bir dostluk ağı kurduğunuzu zannedersiniz. Sizin için ölmeye hazır yüzlerce, binlerce adam vardır çevrenizde. Ancak gün gelip açlıkla, yoklukla, sıkıntılarla karşılaştığınızda o dostlar sessiz sedasız birer birer terk ediverirler sizi. Ne olduğunu bile anlamadan yalnız, yapayalnız kalmışsınızdır.

Bunlar dostluk, arkadaşlık, kardeşlik felsefeme aykırı gelen şeylerdir. İnsanız, bazen yanlış yaptıklarımız da olabilir. Ancak Hz. Mevlana gibi hayata ve olaylara yumuşak ve olgun bakabilirsek ne güzel olur, değil mi?

Dostluklar, arkadaşlıklar böyle mi olmalı? Tabi ki hayır. İnsana yakışırcasına bir dostluk, arkadaşlık ve kardeşlik bağı kurulmalı. “Adam gibi adam!” derler ya, aynen öyle. “Adam gibi” adamlarla dostluklar kurulmalı. Can kardeşin, kan kardeşin, iman kardeşin ve dava arkadaşın. Arkanda dimdik durabilen, candan ve imandan yana olan dostların. Maddi beklentileri olmayan, arkadaşlığını menfaat ve çıkar üzerine kurmayan insanları aramak bulmak, onlarla dost kalmak zorundasınız. Rabbim böyle dostlarla karşılaştırsın bizi.