1
Şimdi, uzaklardan gelen garip bir ses var
Ne olduğunu çözemediğim, yalnız senin sesine benzettiğim
Ancak hiçbir zaman tam mânâsıyla anlayamadığım
Ay gökte, gümüş parçası, kaymaktaşı bir berraklık
Ve eski hatıralardan unutulmuş bir hüzün ile beklemekte
Evin dış kapısının paslanmış tokmağı
Tahtadan panjurların bir zerre ışık sızdırmayan aralıkları
Üzerine basılan kuru dallar gibi sesler çıkarıyorlar
Kış ayazlarıyla tir tir titriyorlar
Hiç ışık yok bu odada, ne gözlerimden, ne duvarlardan, ne dışarıdan
Yalnız, yalnız ki bir başucu lambası açık kalmış
Abajuru yıpranmış ince kumaştan, tutacağı çiziklerle dolu oyuk tahtadan
Saf dokunmuş bir ipek, dört metre gerilmiş pürüzsüz bir süet kumaş
Dalgasız, sessiz, dinlenen bir deniz gibi karanlık bu akşam
Ne dostlar beni hatırlasın, ne bitsin sana karşı içimde verdiğim
Bu çaba, bu uğraş
Ve yalnız elimde kalan tek ve öz şey
Soğuk, abstrakt ve tıpkı benim gibi öksüz bir kış akşamı
Sopsoğuk, yapayalnız, karanlık bir kış akşamı
2
Lambanın ışığı titrek
Panjurların aralıkları iyice güneşle doldu artık
Masadaki kitap bir defa daha okundu
Soyulmuş kabuklar bir kenara atıldı
Mis gibi mandalina kokan ellerle
Toprak, ışık, karanlık ve şafak
Kef bir mavi papatya, dinlenmede bir anda dışarıda sâire
Kuş seslerine karışan umutlu bir sabah
Yoğrulmuş
Üzerine umut, kırgınlık ve hüzün katılıp da yoğrulmuş
Ve baştan aşağı kâfi
3
Ve işte şafak tam anlamıyla geride kaldı
Şimdi çayırlarla dolu, kurşunî tepelerin sınırı gözükmekte
Sis ufak ufak alçalmakta
Ufuk hattını milim milim geriletmekte
Şimdi
Nöbettedir üç rozetli Hakkı Bey, eski semender çavuşu
Beklemektedir sigarasından bir duman daha çekip
Bırakarak tertemiz dağ havasına
Eski, bozuk radyodan gelen zafer ve ölüm haberlerini dinleyip
Gözlerini yukarı kaldırdığına gördüğü tek şeye bakarak
Yani içi ürperip
Bulutlarla şekillenen geniş ve sütbeyaz semaya
Ve işte tam o anda sevgilim, işte tam o anda
Sen kurumuş ve kanamış dudaklarıma,
Dudaklarını dokundurduktan sonra
Kapıdan çekip giderken
Ben ellerim göğsümde
Seni düşlemekteydim
4
Ne eskisi gibi aydınlanacaktır artık bu altın başlı çayırlar
Ne senden kalan sessizlik kesilmiş süt gibi inecektir bu ormanlardan
Bak unutmadan söylüyorlar şarkımızı yukarıdaki borunun tepesinde
Dördü beyaz telli, kısa kanatlı, cam gözlü karatavuklar
Ve hepsi geride, hatıralarımızda kaldı
Şimdi, kalbimde asılı kalmış derin bir boşlukta
Yukarıya doğru yükselen şenlik ateşini izleyeceğim
*İstanbul Avcılar Anadolu Lisesi Öğrencisi