loader image

Bir Kitap  

İslam Deklarasyonu

 İslam Deklarasyonu, Aliya İzzetbegoviç’in 1970 yılında kaleme aldığı ve bu yüzden hüküm giydiği bir eser. Kitap, bir bildiri şeklinde yazılmış. Bir İslam devletinin teoride nasıl olması gerektiğini açıklayan, günümüze dair çarpıcı tespitler yapan ve bunlara çözümler getirmeye çalışan bir çalışma.

Aliya İzzetbegoviç, 1925 yılında Bosna-Hersek’te doğdu ve hayatını kaybedene kadar mücadeleyle dolu bir ömür sürdü. Henüz 16 yaşındayken Genç Müslümanlar Örgütü’ne katıldı ve bu yüzden 3 yıl hapse mahkûm edildi. Daha o zamandan, bir eylem adamı olacağını ve o vakitlerde içinde bulunduğu duruma boyun eğmeyeceğini belli etmişti Aliya. Sırplara ve Hırvatlara karşı Bosna’yı ayakta tutma görevinde başı çekti. Yugoslavya’nın dağılma sürecine girdiği dönemde Demokratik Eylem Partisi’ni (SDA) kurdu ve genel başkanı seçildi.

Komünist yönetimin çökmesiyle birlikte yapılan ilk serbest seçimlerde Bosna-Hersek Cumhuriyeti Devlet Başkanı seçildi. Davası hep İslam’dı; ama o hiç popülistlik yapmadı. Üslubu her daim birleştiriciydi. O, tek kelimeyle bir “Mücadeleci” idi. “Bilge Kral/Lider” olarak anılan İzzetbegoviç, 2003 yılında vefat etti. Onu daha iyi anlamak isteyenler için hapisteyken kaleme aldığı “Doğu ile Batı Arasında İslam” kitabını önerebilirim.

İslam Deklarasyonu, şöyle başlıyor: “Hedefimiz: Müslümanların İslamlaşması. Sloganımız: İnanmak ve Mücadele Etmek. Bismillahirrahmanirrahim!

Bugün kamuoyuna sunduğumuz bildiri, yabancılara ve şüphe içinde olanlara, İslam’ın şu veya bu sistemin, şu veya bu düşünce grubunun üzerindeki üstünlüğünü ispatlayacak bir metin değildir.

Bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlara yöneliktir. Bu gibi insanlar için bu bildiri, onların sevgisi ve aidiyetinin onlara ne gibi görevler yüklediği hakkında gerekli sonuçların çıkartılması için bir çağrıdır…” Saraybosna, 1970, Cemaziye’l Evvel, 1390.

Kitabın ilk bölümünde yazar, tespitler üzerinde yoğunlaşıyor. Bu sebepten 1. bölümün adı “Müslüman Halkların Geri Kalmışlığı.” Bu, aslında bir itiraf ve özeleştiri. Alıntı yapacak olursak: “Alternatif apaçıktır, ya İslamî yenilenmeye doğru hareket; veya pasiflik ve gerileme. Müslüman halklar için üçüncü bir ihtimal yoktur.”

Birinci bölümün ilk alt başlığı, “Muhafazakârlar ve Modernistler.” Bu bölümde Aliya, İslâmi yenilenme fikrine her zaman iki insan tipi tarafından karşı çıkıldığına vurgu yapıyor, muhafazakârlar ve modernistler. Birinciler İslam’ı geçmişe çekmekte, ikinciler ise ona yabancı bir gelecek hazırlamalaktalar. Buna rağmen her iki tipin de ortak bir tarafı var. “Bu İslam’ı Avrupalıların anladığı manada sadece bir din (religion) olarak görmeleridir.” diyor yazar. Ayrıca ekliyor “Zahirî ve Batınî dünyanın varlığını tanıyarak İslam, bu iki dünya arasında bulunan uçurumun köprü vazifesini, insanın yaptığını göstermektedir. Bu ittifak olmadan religion geriliğe, (her türlü verimli hayatın reddedilmesi) ilim ise ateizme çekmektedir.”

Birinci bölümün ikinci alt başlığının adı ise “Güçsüzlüğün Sebepleri” Öncelikle Peygamber Efendimizin vefatından sonra İslam’ın, Dünya’nın büyük bir kısmına hızlıca yayılmasından bahsedilerek başlanıyor bölüme. Daha sonra kitabın genelinden hiç eksik olmayan sorgulayıcı tavır tekrar zuhur ediyor, ya şimdi Müslüman halkların sorunu ne? Sonra hepsi açıklanarak maddeler sıralanıyor; biz esir durumdayız, biz fakiriz, biz eğitimsiziz, biz bölünmüşüz… Sonra yazar bunları bir üst sebebe bağlıyor, canlı ve faal yaşam dairesinden çıkıp pasif yaşam dairesine gitmekle İslam’ı terk etmek. Örneği Kur’an üzerinden veriyor: “Bu kitaba olan teslimiyet bitmiyordu; ancak aktif karakterini kaybetmiş, irrasyonel ve mistik olana tutunmaktaydı. Kur’an-ı Kerim, kanun otoritesini kaybedip, buna karşın eşyaların “kutsal”ı oldu. Kur’an’ı Kerim’in araştırılmasında ve yorumlanmasında bilgeliğin yerini kılı kırk yaran yorumlar, büyük fikirlerin yerini okuma becerileri aldı.”

Bu bölümün üçüncü ve son alt başlığına “Müslüman Kitlelerin Kayıtsızlığı” adı verilmiş. Aliya sert başlıyor: “Modernistlerin birçok Müslüman ülkesinde gerçekleştirdikleri devrim, adeta kural olarak din karşıtı ve sosyal ile siyasal hayatın laikleştirilmesi adına yürütülmüştür.” Bu kısımda Batı adına ilerleme olarak ifade edilen olguların İslam dünyasında doğal olmayan ve hiçbir yapıcı değişiklik üretmeyen bir süreci temsil ettiklerinden bahsediyor yazar.

  1. Bölüm, “İslami Düzenin Bugünkü Sorunları” adı altında toplanmış. Burada yazar, hayali kurulan bu yeniden doğuşun nasıl gerçekleşebileceğine parmak basıyor. Bunun önündeki engelleri belirleyip bunlara çözüm önerileri sunuyor. Şu tespiti çarpıcı buldum: “Medeniyetin kültürü yok etmemesini; ancak din temin edebilir. Bazı hadiselerin gösterdiği gibi çıplak ve maddi teknik ilerleme, açık bir barbarlığa dönüşebilir.” Bir de bu, “Dünyadaki her güç ahlaki güç olarak başlar. Her yenilgi ahlaki tökezleme olarak başlar.”

Sonuç bölümümde Aliya İzzetbegoviç, geleceğe dair umut ve inancının olduğunu, her Müslümanın da olması gerektiğini vurguluyor. İslam dünyasını sürücülerini bekleyen verimli bir tarlaya benzetiyor. Şu cümlelerle kitabını tamamlıyor: “Bu hareket, yetişmiş insanları toplayacak, yetişmemiş olanları yetiştirecek, yüceltecek ve davet edecek, hedefleri tanımlayacak ve o hedeflere giden yolları bulacaktır. Bu hareket, her yerde hayat, fikir ve eylem yaratacaktır. O, uzun ve derin bir uykudan sonra dünyanın vicdanı ve iradesi olacaktır.”

 

*Bilkent Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğrencisi